Öyküsü nerede başlar nerede biter kimse bilmez, bilemez. Bilinen bir alacalığın, bir allığın olduğu. Bilinen yüzyılların öyküsünün taş duvarlarda, toprakta ve denizde gizlendiği.
Kimi zaman yarışların yenilmez bir Alaca atı olmuş öykülerde. Alaca at uzun yelesiyle rüzgârla yarışırmış. Alaca at hep denize karşı saha kalkarmış. Ve bir gün Alaca at şahlandığı denizin sonsuzluğuna koşmuş.
Kimi zaman al
yanaklı kara gözlü, uzun saçlı Alaca kızın aşkı olmuş öyküler. Alaca
kız bağlarda üzüm toplar şarkılar söylermiş aşkına, onun hüzünlü sesini dinleyenleri üzer
gözyaşı döktürürmüş. Aşkını denizde beklemeye başlamış Alaca kız, kimse bir daha ne Alaca
kızı ne de aşkını görmüş. Anlatılan ayın parlak olduğu günler de Alaca
kız ile aşkı denizden çıkar dans ederlermiş. Ve öyküler alaca
şehirde hep anlatılmış. Ilık rüzgârlı akşamlarda Alaca at ve Alaca
kız bu öykülerle anımsanmış. Bu öyküler rüzgâra ve denize
karışmış. Bu öyküler anlatılır Alaçatı'nın yeni
konuklarına. Bu öyküleri dinler konuklar rüzgârdan ve denizden...