Prof. Dr Metin Sözen
Çeşme inceleme yazısında Alaçatı için şöyle diyor;
Gerginliği atarken kendimi attığım yer hep Alaçatı olmuştur. Gezgin
gözlüğümle yanlışlıkları görmeye çalışarak ulaştığım Alaçatı
çarşısında birden yaşamın zamanının derinliğini duyarım. Orada da yeni
adına yapılanları yok olarak düşünür, gerginliğim azalır, kendimi
yozlaşmamış bir Akdenizli olarak görürüm. Kırmızı kiremit
çatılı, beyaz badanalı evlerden oluşan Akdeniz sahil kasabaları hep
anlatılır. İklimiyle, kültürüyle, deniziyle, otantik
yapısıyla, müziğiyle, doğal ve coşkulu kendine özgü
insanıyla farklı bir yorumdur. Akdeniz havasıyla Ege'nin kadınsılığı var
Alaçatı'da, hala Levanten kokan Rum evlerinin parke taşlı Arnavut
kaldırımlarında oturan kadınlarıyla, beyaz amerikan bezlere takılmış
ağ ipliğiyle örülü dantelâlı pencerelerinden sardunya çiçekleriyle, dar sokak
aralarında dolaşıp duran aksam esintisiyle karsılaştığımda ruhum
şenlenir. Yüzyıl öncesinden kalma yeldeğirmenlerine saldıran
Donkişot gelir gözlerimin önüne, şimdi rüzgâr bezleri olmayan dört
değirmenin önünde çayımı yudumlarken.... Un yüklü at
arabaları küfelere yüklenmiş, şarap olmaya gidecek razaki üzümleri,
yağhanelerde sıkılmış zeytinyağı güğümlerini taşıyan eşek arabalarını hayal ederim. Sonra
Sakız bahçesine uzanır, ağaçların altında yavruları ile otlayan
sakız koyunlarını görürüm. Pazaryeri camiinin önünden geçerken 1874
yılında kilise olarak yapılmış ve bugüne kadar farklı dinlerin ibadethanesi
olmuş camiinin heybetini selamlarım.
Alaçatı çarşısında; balıkçı teknelerinin
parıldayan sulardaki ağlarına takılan balıklar ise bugün olduğu gibi
çağlar boyunca bolluk ve bereketin sembolü olarak balıkçı
sehpalarına serili dururlar hala, canlı canlı. Rüzgârı arkasına
almış surf yapanlar denizin üzerinde taş kaydırıyorlar sanki bedenleriyle.
Rıfat Dedeoğlu'nun dediği gibi; “Tamamı parke taş döşeli sokaklar, büyük
çoğunluğu bakımlı, iki katlı taş yığma evler, her yaşta aydınlık yüzler ve tepede dört yeldeğirmeni, Alaçatı'nın özeti işte bu.” Onun taktığı ismiyle taştan Safranbolu...
Ya Ildırı (Erythrai)... Önünde
ufacık adalarla süslü, güneş ufuktan inerken ortaya
çıkardığı gölgeler, kızıl ve mor suları yayılıp sahile vuran gün batımı ile ILDIRI...
Akropol yamaçlarında yer alan ve taş üstüne taş konarak
yapılan antik evler binlerce yıldır doğanın eşsiz güzelliğine tanık
olmuşlardır. Yan yana duran birkaç rüzgâr
değirmeni ise hiç durmaksızın kollarını sallayarak sanki
Ildırı ve antik Erythrai kentine yönelmek isteyen kötülükleri
dağıtmak görevini üstlenmiş. Aradığınız özellikler
saklıdır ALAÇATI'da...
Size de onları görmek, aramak,
keşfetmek, bulmak düşer...
|